Emel GÖKSU, Prof. Dr.
DEÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü
Her İzmirli için Karşıyakalı olmanın kimi zaman "Akdenizli gevşekliği", kimi zaman "özgür" ve "yaşamın tadını çıkarmayı bilmek", kimi zaman da spor karşılaşmalarındaki "fanatik" tavırla özdeşleştirilen bir "anlam"ı bulunur. Mekanın bizatihi bir özne haline geldiği ve barındırdığını kendine benzettiği yerler, enderdir. Coğrafyaya bağlı "hemşerilik" bilincine ya da herhangi bir kökene dayanmayan bu bağlılık için Karşıyaka'da doğmuş olmak gerekmez, orada yaşamak yeterlidir: Karşıyaka'da yaşayan herkes, yeni taşınsa bile, hemen Karşıyakalı oluverir. Kendini İzmirli değil, İzmir'den öte (post), Karşıyakalı olarak tanımlar.
Ülke arenasında demokrat, hatta muhalif kimliği ile tanınan İzmir'in geçmişi, bu niteliği hak edecek öykülerle doludur. İstikrarın çeşitli nedenlerle bozulduğu kadim dönemlerde de merkeze karşı duruşu sorun oldu; otoritelerce bölgeye mesafeli yaklaşıldı ve eğer gerekirse güç kullanıldı: Perslere, Helen'le; Bizans'a, Cenevizlilerle hatta Osmanlı'ya, Beyliklerle karşı durdu. Aydıneli'nin bölgeciliği, bazen sosyal-etnik bazen ekonomik ve bazen de Şeyh Bedrettin'de ifade bulduğu gibi ideolojik-politik biçimlerde tezahür etti.
Osmanlı'nın çöküşünü hızlandıran en zayıf noktalarından birini oluşturan Ege, İzmir'le sembolleşmiş ve oluşturduğu çekim gücüyle kendi bağımsız dinamiklerini yaratmıştı. İşgal edilmesiyle, bir toplumun ezilmişliğe karşı simgesi haline geldi. Cumhuriyetin ilk yıllarında İzmir, hem Kurtuluş savaşının başladığı ve bittiği yer olarak anlamlı bir yer edindi; hem de yeni rejimin ekonomik ve sosyal devriminin metaforik ismi haline geldi. Geçmiş ilişkilerin yükünü taşımak zorunda kalması onu, ekonomik merkez İstanbul ile politik merkez Ankara'nın kurduğu ittifakın dışına ittiği gibi, Atatürk'e suikast girişimi, Menemen olayı ve Cumhuriyetçi Serbest Fırka deneyiminde taraf olması gibi rejimi ve sistemi tehdit eden olaylar nedeniyle iktidarın gözünden düştü. "Kenarda kalmanın acısını, koynunda besleyip büyüttüğü Demokrat Partiyle 1950'lerde çıkarsa da, 1980 sonrasında Özal'ı desteklememesinin bedelini, siyasal merkez, her türlü yatırımdan yoksun bırakarak ona geri ödetti. Sunduğu yaşam tarzıyla hep kıskanılan, hep özenilen ve kenarda bırakılmayı hiç içine sindiremeyen İzmir, kendisine yakıştırılan "gavurluğu gururla taşır ve "hep öyle kalacağını" inatla ilan ederken, kenarda bırakılmayı reddeden bir başka muhalefeti de bağrında taşıdı. Merkezle mesafeli bir ilişkisi olan İzmir'in, kendini İzmirli olarak görmeyen Karşıyaka'yla kurduğu ilişki de bir sevda ilişkisi olarak tariflenebilir: Ne seninle ne sensiz...!
Osmanlı döneminde Rumların Kordelio, Pera-meria (uzak yer), Pera-horion (uzak köy) olarak isimlendirdikleri Karşıyaka, başlangıçta İzmir'le kurduğu deniz bağlantısını, zamanla karadan güçlendirse de, "Paralı Köprü" yağışlardan kapanıyor ve ulaşım sık sık kesiliyordu. Mekansal anlamdaki bu mesafeye karşın, gönüllerden uzak kalmayı hiç içine sindiremedi. Artan nüfusa bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal gereksinimin kurumsal bir ifadesi olarak, 1887 yılında belediye şubesi kuruldu. Bu tarihten itibaren Karşıyakalı'yla Karşıyaka Belediyesi, Karşıyaka Belediyesiyle İzmir Belediyesi arasındaki karşıtlık hep gündemde oldu. Taraflar arasında kurulan ittifaklar, kimi zaman itilaflarla bölünse de, toplumsal talepler, hep kamusal alanda, ortak faydanın arttırılması yönünde cereyan etti. Kurumsal örgütlenmeye karşı yüksek sesle dile getirilen bu hak arayışı, denetim mekanizmasını sürekli dinamik tutan bir sivil yapının varlığını işaret etmektedir.
Verilen sokak isimlerini, halkın kullanmayı reddederek, kendi verdikleri isimleri kullanmayı sürdürmeleri, Karşıyakalı ile Karşıyaka Belediyecini karşı karşıya getiren kayda değer olaylar arasında anılabilir. Karşıyaka Belediyesi ile İzmir Belediyesi ve Vilayet arasındaki, bazen kişisel bazen politik nedenlere dayanan sorunlu ilişki ise, çoğunlukla merkezin ağırlığını koyarak, Karşıyaka'yı belediye şubesi ya da müstakilleştirmesiyle sonuçlandı. Tren, şirket vapuru, tramvay ve İzmir-Karşıyaka şosesi gibi ulaşım olanaklarının, mekansal büyümenin yanısıra hizmet ihtiyaçlarını da arttırması nedeniyle 1909'da Belediye teşkilatı müstakil hale getirildi; dönemin ' politize ortamının beslediği nedenlerle 1918'de lağvedilerek tekrar İzmir Belediyesine bağlandı. 1919 mütareke yıllarında müstakil belediye haline getirilirken, Cumhuriyet sonrası 1930'da İzmir Belediyesi bünyesine geri döndü.
Dünyada ekonomik krizin etkilerinin hüküm sürdüğü, Cumhuriyet Türkiyesizin varoluş mücadelesi verdiği ve İzmir'in, kendi özgül koşulları nedeniyle merkezin kenarında kalma sancıları yaşadığı 19301u yıllarda, Karşıyakalı'nın, İzmir yöneticilerine karşı gösterdiği direnç ve haklı mücadelenin derinlemesine incelenmesi, muhalefet geleneğine dayanan "duruş"unun tarihsel köklerinin anlamlandırılması açısından öğretici olacaktır. Bu yıllarda nüfusu yaklaşık olarak 15.000 kişiye ulaşan Karşıyaka, tüm coğrafi albenisine karşın, ciddi bir kentsel servis eksikliği yaşıyordu. İleri derecede konut sıkıntısının olduğu İzmir'de, Alsancak'ın hala zihinlerdeki Levanten temsil biçimini sürdürmesi, eşrafı, Karataş-Karantina-Göztepe güzergahını oluşturan kentin batı aksına ve Karşıyaka'ya yöneltiyordu. Öte yandan mübadele ile İzmir'e gelen nüfusun bir bölümünün de buraya yerleştirilmiş olması, yerleşim sakinlerinin rafine ve uygar taleplerle ortaya çıkmasını nedenliyordu. Karşıyaka giderek köy-nahiye kimliğinden kurtuluyor, kendini İzmir'in bir parçası olarak görüyor; aynı hizmetleri bekliyordu. En önemli yakınma konusunu oluşturan susuzluk, aydınlatma, sıtma ve ulaşım sorunlarının tamamının altyapı eksikliklerinden kaynaklanması, belediyelerinin lağvedilerek İzmir Belediyesi'ne bağlanmasına ilişkin tepkilerini sistematik halde dile getirmelerine neden oldu.
İzmir Belediye Başkanı Hulusi Bey döneminde, İş Bankasından alınan 2 milyon lira kredinin, getirilecek suyun projelendirilmesi koşulu ile Karşıyaka'nın imarına harcanması için ayrılan 300000 lirası, su projesinin hazırlanması beklenmeden Mart 1931'de Dahiliye Vekaletince serbest bırakıldı. İzmir Belediyesi'ne bağlanmayı içlerine sindirememiş olan Karşıyakalılar, bu paranın yağmalanmadan kendi altyapı hizmetlerine harcanmasını isteyen beş - on bin imzalı dilekçeyle Mayıs 1931'de Vilayete başvurdular. Talepleri reddedildi, ama dönemin İzmir Belediye Başkanı Sezai Bey, Meclisten görüş almadığı ve özellikle Karşıyakalı üyelere tavır koyarak gerilimi artırdığı için görevinden alınarak yerine Kasım 1931 'de Dr.Behçet Salih (Uz) atandı. Yeni reis, bir yandan Karşıyaka'yı, kentin bütününde gerçekleştirdiği altyapı uygulamalarının bir parçası yaparken, öte yandan da Karşıyakalıların hak arayışları yerini buldu. Gerçekleştirilen altyapı hizmetleri şunlardır:
1. İzmir'de olduğu gibi kanalizasyon döşenmesi yerine, Karşıyaka'daki binalara fosseptik yapılması ve atıkların pompalarla çekilerek denize deşarj edilmesi kararlaştırıldığı için, yeni yönetimce, yağmur suyu tahliye kanallarının döşenmesi ve halkın çamurdan kurtarılması amacıyla sokak kaldırımlarının yenilenmesine başlandı. Altyapı çalışmaları sürerken kanalların yanlış eğimi yüzünden suların denize akamayacağı gerekçesiyle Şubat 1932'de Belediye Meclisine verilen şikayet dilekçesi hem mimar olan eski Fen Heyeti reisi hakkında soruşturma açılmasına, hem de "bir mimarın bu kadar çeşitli işlerle başa çıkmasının mümkün olup olmadığı" konusunun kamuoyu gündeminde tartışılmasına neden oldu. Avrupa'dan yabancı uzman getirilerek görüş istenmesi, "Belediye, Türkiye'de küçücük işlerin eğriliğini doğruluğunu anlayacak mühendis mi bulamadı ki Avrupa'ya müracaata karar veriyor?" şeklinde eleştiriliyordu. 13 Nisan 1932'de İzmir'e gelen H.Jansen, iyi bir altyapının, iyi bir plan gerektirdiğini belirterek, maliyetin azaltılması için kanalizasyon döşenecek sokak sayısının azaltılmasını ve atıkların belirli noktalarda toplanmasını önerdi. Artan araç sayısı doğrultusunda yol kalitesini yükselten asfaltın yüksek gümrük vergisi nedeniyle yaygın olarak kullanılamamasına karşın, Karşıyaka'nın en işlek yeri olan Banka (1715) Sokak'ta İzmir Belediyesince yapılan deneme, 16 Aralık 1932'de tamamlandı ve İzmir, ilk asfalt yoluna kavuştu. Belediye'nin, İzmir'deki bu ilk uygulamasının, Karşıyaka'da gerçekleştirmesi kuşkusuz tesadüfi değildi: Vapur ücretleri konusunda yaşanacak krizin, bir anlamda sus payı olacaktı..!
2 - Diğer altyapı eksikliği olan aydınlatma, belediye sınırları içinde yabancı sermayeli elektrik şirketinin sorumluluğundaysa da, şirket, İzmir Belediyesi sınırları içine alınan Karşıyaka'nın aydınlatılmasına, ekonomik olmaması nedeniyle yanaşmıyordu. Şirket, Belediye sınırlarının sürekli değiştirilmesine ve bunun nereye kadar devam edeceğinin belli olmamasına itiraz etmesine karşın uzun görüşmelerin ardından anlaşma sağlandı ve 18 Ağustos 1932 günü Karşıyaka'ya ilk elektrik verildi. 7 km.lik alana döşenen tesisatın Karşıyaka'nın ancak yarısına hizmet vermesi, dışında kalan sokak ve evlerin şirketin imtiyaz alanı içinde kalmasına karşın karanlığa mahkum edilmesini şikayet için Karşıyakalılar, seçtikleri 3 kişilik heyetle Belediye Başkanı Behçet Salih'i (Uz) ziyaret ettiler. Reis, elektriksiz kalan alana döşenecek tesisat bedelinin yarısının şirkete belediyece ödeneceğini belirtti. Belediye ile Elektrik Şirketi arasında yaşanan gerilim, Cumhuriyet yönetiminin yabancı sermayeye bakışı ile çıkarlarını korumak isteyen şirket stratejisini yansıtması açısından ilginçtir. Bu dönemde Belediye Başkanı'nın, Karşıyakalılar'ın, İzmir Belediyesi'ne yönelik tepkilerini dengelemeye çalıştığı görülmektedir. Tesisatın yeni olmasına karşın, lambaların bozulması, değiştirilmemesi ve önemli yolların hala karanlıkta kalması eleştiri konusu olurken, döşenen tesisattan binalara hat çeken "fenni elektrik tesisatı mütehassısları", yeni bir sektörün doğuşunu işaret ediyordu.
3 - Karşıyaka'nın su sorununa yönelik olarak açılan Yamanlar suyu proje yarışması, Ekim 1932'de sonuçlandı. Yarışmayı 4000 TL ödül alan Pontomoson firmasının kazanmasına karşılık, İstanbul'da temsilciliği olan bir Alman firmasının, Karşıyaka'ya deniz altından çelik borularla su taşıma önerisinde bulunması, yabancı sermaye için altyapı yatırımlarının karlı bir alan olduğunu göstermektedir. Belediyece ihale edilen Yamanlar su tesisatı, tamamlanarak Karşıyaka'ya 1933 yılında su verilmeye başlandı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında İzmir Belediyesi faaliyetlerinin, sokak kaplamalarının yenilenmesi, kanalizasyon, elektrik ve su tesisatlarının döşenmesi gibi ağırlıkla altyapı konularında yoğunlaşması, bir yandan önceki dönemin ihmal ettiği kentsel hizmetleri işaret ederken öte yandan da dönemin imar anlayışının altyapı ile özdeş olduğunu göstermektedir. Genel buhran koşulları, ülkenin ve İzmir'in özgül durumu nedeniyle yeterli bütçenin olmamasının yanı sıra yerel yönetimler, altyapı yatırımlarını gerçekleştirmek için yabancı sermayenin bilgi, deneyim ve teknolojisine bağımlı kalıyor ve gelecek tekliflere göre pozisyon belirlemek durumunda kalıyordu. Bir başka deyişle sorunu çözen hizmeti değil, bütçeye uygun teklifleri değerlendirmek durumunda kalıyor; kendini, karar verici olarak cesaretle ortaya koyamıyor; dayatmacı ve pazarlıkçı olamıyordu. Bu tutum, bir önceki dönemin ürkekliği kadar, deneyimsizliğin verdiği cesaretsizlikle açıklanabilir.
Karşıyakalılar'ın altyapı eksikliğini bahane ederek Vilayet'e verdikleri dilekçe, her ne kadar bir belediye başkanına mal olmuşsa da, siyasi otorite tarafından ustaca yönetilen politik bir manevrayla, yabancı şirketlerle yapılan pazarlıklar çerçevesine çekilmiş ve hem Ankara hem de İzmir Belediyesi arabuluculuk rolü üstlenerek, olay hafif atlatılmıştı. Ancak Karşıyakalıların 2. tepkisine neden olan Körfez Vapurları meselesinde siyasi otorite ile Karşıyakalılar doğrudan karşı karşıya düştüler. Karşıyakalıların, İzmir'de çalışması ve okuması nedeniyle (öğle yemeği seferleri de dahil olmak üzere) artan ulaşım talebi, Milli bir şirket olan Körfez Vapurlarının işine yarıyor, Ocak 1932'deki zamma yapılan itirazlar üzerine diğer hatlarda indirime gidilmesine karşılık, en karlı hat olan Karşıyaka güzergahında indirim yapılmıyordu. Şirket, Güzelyalı hattının 2 katı ücreti olan Karşıyaka hattında, halkın her istediği saatte hazır vapur bulmak istediğini belirterek, sefer sayısını yarıya düşürmeleri halinde indirime gidebileceklerini, ancak Karşıyakalının da buna razı olmadığını savunarak geri adım atmadı. Eylül 1932'de 1 .yerine 2.mevkide giderek tepki gösteren halk, alternatif ulaşım olanakları araştırarak tren ve otobüse yöneldi. Yerel basının "Karşıyakalılar unutmamalıdır ki bu mücadele ne kadar uzun sürer ve zahmetli olursa elde edilecek netice karşısında duyulacak zevk ve neş'ede o nisbette kuvvetli olacaktır" dilekleri arasında, isteklerini Ankara'ya duyurabilmek için bir miting yapmak üzere Valiliğe başvurdularsa da izin alamadılar. 2 Ekim 1932'de bir açıklama yapan İzmir Valisi Kazım (Dirik) Bey "miting amacının, dileklerin yüksek makamlara bildirilmesi ise bunun Vilayetçe zaten yapıldığı, bu nedenle gereksiz ve olağandışı bulunan isteğin reddedildiğini belirtti. Yönetimin, otoritesini hatırlattığı bu açıklamanın yanı sıra Belediyece Göztepe tramvay hattının 3 vagonu, Karşıyaka'ya verilerek ve zarar edildiği gerekçesiyle azaltılan gece seferleri arttırılarak gerilimin dozu düşürülmeye çalışıldı. Kasım 1932'de Karşıyakalılar, özel otobüsçülerle anlaşarak, ulaşım giderlerini daha ucuza getirdikleri gibi, güzergah üzerinde kalan Bayraklı ve Turan vapur yolcularını da kendilerine çektiler. Kalabalık nedeniyle otobüse binememesine rağmen vapura yönelmemekte direnen halk, kazandığı zaferi, vapurlara karşı şapka sallayarak ve bağırarak kutlarken, günde 3000 yolcu taşıyan otobüslerin kapasitesinin iki katına çıkarılması için özel otobüs şirketleri tarafından Aralık'ta, İzmir'e yeni araçlar getirildi. Karşıyakalı kendi ulaşım çözümünü üretirken, vapur ücretlerinin indirilmesi yönündeki talepleri, devlet otoritesinin zayıflayacağı ve olaylardan cesaret alarak başka şımarıklıkların yapılabileceği gerekçesi ile Ankara tarafından reddedildi. Krizden doğan bu ulaşım çözümü, Karşıyakalının "dönüştürücü gücü" olarak İzmir tarihine geçerken, ilerleyen zamanda da kentin temel ulaşım sunumunu belirleyecekti. "Hakkını aramasını bilen ve bu uğurda fedakarlığa katlanan bir kitlenin yüksek ve temiz hisleri", Karşıyaka'nın (Post) İzmir-ötesi kimliğinin kamusal alandaki tezahürü haline geldi.
|